maandag 26 december 2011

Yurtsever Ateistler

Türkiye'de suların durulması ve her yurttaşın kendi  yerini belirleyebilmesi için bir referandum yapılmasının şart olduğunu düşünmekteyiz.


Türk halkının gerçek bir Laik ve Demokratik Hukuk Cumhuriyeti'nde yaşamak isteyip istemediği referandum yoluyla kendisine sorulmalıdır.

Evet ya da Hayır...

Eğer bu referandum yapılır da çoğunluk "Evet" derse, laik ve demokratik bir hukuk devletinin olmazsa olmazları mutlaka yerine getirilecek, yani piramidi inşaa edebilmek için temeller sağlamlaştırılacaktır.

İlk önce gerçekten laik olmanın şartları yerine getirilecektir. Devlet yönetimi  din ve inançlardan tamamen ayrılıp arınacaktır.Yargı bağımsız, hâkimler, yargıçlar ve savcılar ayrı ayrı özerk yapılarda, adalet bakanlığı sistemi koordine etmekle yükümlü olacak; hukuk fakülteleri de bütün farklılıklara eşit mesafede olan, çağdaş hukuk normlarına uygun, kaliteli hukuk öğrenimi vereceklerdir.

 Türkiye Cumhuriyeti'nin niter yapisinin bozulmasına göz yummayan  "ANADOLU HEPİMİZİN" düşüncesi baz alınarak bireylerin hak ve özgürlüklerini ayrımcılık yapmadan ve bütün farklılkları eşit olacak şekilde güvence altına alan bir ANAYASA olmaıdır.

Devleti ele geçirmiş olan zihniyetle; asker, polis, basın, yargı ve terör örgütü arasına sıkıştırılıp şamar oğlanına döndürülmüş halk, kandırılmaktan ve sömürülmekten kurtulacaktır. Dolayısıyla bütün farklılıkların eşit olabileceği sistemin önü açılacak, ülkede eşit hak özgürlükler  ve demokrasi ile ilgili sorunlar her geçen gün azalacaktır. Örneğin "Kürt ve türban sorunu" olmayacaktır.

Ülkedeki kargaşa ve belirsizlik nedeniyle yıllardır yukarıda isimleri sayılanlar kamufle olmuş, bir şekilde rant kavgaları yapmaktadırlar. Örneğin iktidar, TSK’da yolsuzluklara ve mafya ilişkilerine bulaşmış askerler “darbeci” olarak isimlendirilerek hukuksuz bir şekilde cezalandırılmaya çalışırken; diğer yandan kendi zihniyetine bağlı polis ordusunu güçlendirmekte ve insanları fişleyerek özel yaşamlara alenen tecavüz etmektedir.

TSK şimdiye kadar "Mustafa Kemal'in askerleriyiz ve devrimlerine bağlıyız" söylemi ile halkı kandırmış, bireylerin bal tutup parmaklarını yaladıkları bir kurum haline getirilmiştir. Mustafa Kemal'in devrimlerine bağlı askerler darbeler yapıp, daha çok teokratik sistemi benimsemiş yönetimlerin temellerini atarak bu bitmez tükenmez kargaşanın ve kavgaların çoğalmasına neden olmuşlardır.

Sonu gelmeyen "Şehitler ölmez, vatan bölünmez!" sloganları ile ülkenin yoksul ve kimsesi olmayan gençlerinin körpe bedenleri yok edilmektedir. Keza terör örgütü tarafından kandırılmış körpe bedenler de yoksul ve kimsesi olmayanlardır. Ne yazık ki her iki tarafta da ölen gençlerimiz Müslüman inançlılardır.

Gerçekten laik ve demokratik olan bir hukuk ülkesinde bağımsız yargı ülkenin bel kemiği, omurgasıdır. Yargısı bağımsız olmayan bir ülke ileri demokrasiye asla geçemez,  eşit sosyal adalet dağıtamaz, göstermelik kavgalar ve rant savaşları bitmez!

Yargısı bağımsız, eşitlikçi ve sosyal adaleti benimsemiş olan bir ülkede, bilimsel eğitim kaçınılmazdır. Dolayısı ile devlet eliyle verilen ve insanları aldatmaya yönelik kutuplaştırıcı bilimden uzak ve kalitesiz eğitim yok olacaktır.

Devlet iyice küçülüp, yerel yönetimler güçlenecek, seçim sistemi ve partiler yasası değişecek, bürokratik siyasi dokunulmazlıklar kalkacak, polis kendi içinde rekabet edebilecek oto kontrol sistemine kavuşturulacak, asker kışlasına çekilecek,sokakta görevli güvenlik kuvvetleri  dışında kimsenin siyasi ve bürokratik kimlikleri olmayacaktır. Dolayısı ile herkesin birbirine güven duyduğu bir sistem oluşacak ve kimse kimsenin hakkına tecavüz etmeye yeltenmeyecektir.

Basın ve basın çalışanları şimdi olduğu gibi 24 saat izleyici; insan haklarını çiğnemeyecek, insanları manipüle edip yönlendirerek haksız kazanç ve kariyer elde edemeyecek ve bireylerin hak ve özgürlüklerinin bilincinde olacak şekilde çalışacaklardır. Aydın kisvesi altında hukuk, bağımsızlık, laiklik, bireylerin eşit hak ve özgürlükleri vb konularda halkı kandırabilmek için çıkar amaçlı yalanlar üretemeyeceklerdir.

Demokratik laik bir ülkede feodal yaşantı olmaz ve devleti yöneten siyasiler feodal yaşantıya ve bu yaşamla beslenen bir sistemin varlığına göz yumamazlar. Ayni şekilde din görevlileri devlet eli ve devlet parası ile kanaat önderleri olarak atanıp halkı yönlendiremezler.

 Cemaatlerin ve tarikatların liderleri gündemde olamazlar ve ülkenin sorunlarına teokratik çözümler üretip sunamazlar. Bireyler; inançlarını özel alanlarında yaşamaları, çıkarları için kullanmamaları, yönetimler ve diğer insanlardan inançları konusunda bir beklenti içinde olmamaları biçimine yönlendirilmeli, yasalar tüm bunları destekler nitelikte oluşturulmalı ve uygulanmalıdır.Laiklik ve dolayısı ile bütün farkliliklarin esit  özgürlükleri  bunu gerektirir.

Referandum sonucunda "Evet" tercihi çoğunluk olursa, insanların kutuplaşmayacağı, gereksiz kavga ve sürtüşmelerin yaşanmayacağı veya minimize edileceği, bireylerin, diğerleriyle eşit olan kişisel haklarına rıza gösterip yine diğerlerinin haklarını tanımak ve saygı göstermek zorunda kalacağı, bütün farklılıkların eşit olacağı huzur içinde süren bir yasam biçimi ve sistem yerleşecektir. Bu durumda da gerçek anlamda Bağımsız, Laik ve Demokratik olan bir Türkiye Cumhuriyeti'nin temelleri atılmış olacaktır.

Belli bir zümrenin, insanların gözlerinin içlerine baka baka oynadıkları oyunlarla ülkeyi sömürmelerine son verilmelidir.

Artık karar verme ve maskelerin düşürülme zamanı gelmiştir...

Türkiye Cumhuriyeti’nin gerçekten Laik ve Demokratik bir Hukuk devleti olması ve artık böyle bir ülkede yasama arzusu içinde olan bireyler, bu referandumun yapılabilmesi için gönül ve işbirliği yaparak seferber olmalıdırlar.

Bütün farklılıkların eşit olacağı huzurlu bir gelecek için EVET veya HAYIR...



YURTSEVER     ATEİSTLER